Amirs of Caucasian Mujahideen
Cevher'de: Cmt., 25.11.1429 Hjr / 22.11.2008, 10:10 РусскийEnglishtürkçeУкраїнськийعربي

Anasayfa

aynalar

add. format
Google
Kavkaz-Center
WWW
Logomuz

RSS feeds
 
KafkasyaFikir Aynı konudaki makaleleri

Türkiye'nin Kafkas sıkıntısı

Yayınlama zamanı: 1 Eylül 2008, 17:50

Türkiye'nin Kafkaslardaki olayları özenle takip ettiğini ummak için yeterince sebep var.

 

Rusya ve Gürcistan arasında bu ayın başlarında patlak veren savaş, Washington'u nasıl hazırlıksız yakaladıysa Ankara'yı da öyle hazırlıksız yakaladı. Türk Dış İşleri Bakanlığının Kafkasya masası haberlere bakılırsa fiilen kadrosuz. Bölümün müdürü geçici olarak Musula tayin edilmiş; iki numaralı ismin oturacağı koltuk ise son altı aydır boş. Üç numaralı isim ise yine aynı şekilde geçici olarak Nahçıvana atanmış; masaya atanan diğer isimler ise tatilde; dolayısıyla koşuşturma içine girenler diğer masalardaki görevi başında bulunan diplomatlar.

 

Sürpriz olabilir bu. Türkiye'nin Gürcistan ve Kafkaslardaki olayları özenle takip ediyor olduğunu ummak için mebzul miktarda sebep var. Her iki ülke ortak sınırları ve birbirine örülü bir tarihi paylaşıyor. Gürcistan'ın bir kısmı dâhil Kafkasların büyük bir kesimi asırlar boyunca İstanbul tarafından idâre edilmişti ve bugün küçük ama ateşli bir Abhaz grubu ve başka Kafkas halkları Türkiye'de yaşıyor. Rusya, her ne kadar İstiklal Savaşı (1919-22) gibi kritik zamanlarda Türkiye'nin müttefiki idiyse de son üç asır boyunca Türkiye'yi en büyük rakibi ve en büyük tehlike olarak gördü. Rusya bugün Türkiye'nin kullandığı doğal gazın yüzde 70'ni tedarik ediyor ve Türkiye'nin ikinci büyük ticari ortağı durumunda.

 

Gürcistan, Hazar ve Orta Asya petrol ve doğal gazının geçiş noktasıdır ve Türkiye'nin enerji merkezi olma ve enerji kaynaklarını çeşitlendirme emeli için hayâti bir anlamı vardır. Bir NATO üyesi olarak Gürcistan ordusunun eğitilmesine iştirak etmişti. Ve nihayette Kürt ayrılıkçılığına karşı mücadele eden bir ülke olarak diğer etnik ayrılıkçılık örnekleri ve sınır değişiklikleri bilhassa Ankara'nın dikkatini çekmelidir hani. Kısaca hem Rusya hem de Gürcistan, stratejik, ekonomik ve tarihi bakımdan Türkiye için muazzam denecek ölçüde önemlidir ve Rusya ve Gürcülerin (nominal olarak) uğruna savaş yaptıkları toprak bütünlüğü ve hür irade/self-determinasyon ilkesi, Türkiye'nin en hassas güvenlik kaygılarıyla doğrudan ilgilidir.

 

Türkiye'nin Rus-Gürcü savaşına hazırlıksızlığı rastlantı değildir; bu durum, daha ziyade Kemalizm mirâsını yansıtmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün dış politikadaki temel kaidesi onun meşhur bir ifadesinde özetlenmiştir: "Yurtta Sulh Cihanda Sulh." Buna göre Türkiye, emperyal geçmişini unutmalı, yabancılarla başını derde sokmamalı ve iç kalkınmaya odaklanmalıdır. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti, kendisini komşularından kasıtlı olarak tecrit etmektedir bilhassa da doğu ve güneyinde bulunan komşularından. Kültürel ve diğer aidiyetlerini koparmış, yakın alâka ve etkileşim yerine kâlbi ama mesafeli ilişkileri tercih etmiştir. Sonuç itibariyle Türkiye bugün akıcı İngilizce konuşan, ABD ve Batı Avrupayı bilen güçlü bir diplomat, profesör, analist vb kadrolara sahiptir ancak ne var ki emperyal geçmişine bakıldığında komşuları hakkında tabiî bir şekilde sahip olması gereken uzmanlıktan yoksundur. Bu tecrit politikası yeri geldiğinde tehlike (1950'lerde ve 1990'ların başalarında) yaratmış da olsa soğukkanlı bir kopuş ve içe odaklanma, Türk bürokrasisinin başat tercihi olmayı sürdürmüştür.

 

Yabancılarla başını derde sokmamasıyla ilgili olarak söylenecek çok şey var ve doğrusu "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ilkesi manasız değildir. Ama yine de gönüllü olarak kendisine yüklediği tecrit politikasının bir mâliyeti var. Bu mâliyetler, Soğuk Savaş sonrasında komşuları devâsa siyasi ve iktisâdi dönüşümler yaşarken apar topar Türkiye'nin yakasına yapıştı. Etrafında olan bitenlerden kendisini tecrit etmesi çözüm değildi. Bu kez Türkiye'nin kendisine olan güveni arttı ve daha çok sayıda Türk, ülkelerinin bölgede daha faal bir rol oynaması gerektiğini savunmaya başladılar. Bu arada olumlu bir gelişme, iç ve dış politika meselelerine adanmış hem resmi hem de özel Türk düşünce kuruluşlarının ortaya çıkmış olmasıdır.

 

Eski alışkanlıklar ve kurumsal pratikler dokuz canlıdır ve böylesi karmaşık bir bölgede faal bir rol üstlenmek basit bir iş değildir. Eski zihniyeti kaldırıp atmak ve bölgesel meselelerde risksiz bir şekilde tecrübe kazanmak amacıyla bölgesel çatışmalarda arabulucu rolü oynamaya çalışıyor Türkiye. Bu yaklaşımın mimarı, eski profesör ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yakın danışmanı ve aynı zamanda Büyükelçi sıfatını haiz Ahmet Davutoğlu'dur. Türkiye böylelikle Suriye ve İsrail arasındaki görüşmelere iştirak etti. Benzer şekilde, Dış İşleri Bakanı Ali Babacan, Batı ve İran arasına yer yer aracı olarak girmeye çalıştı.

 

Erdoğan Rus-Gürcü savaşının ortasında Moskova, Tiflis ve Bakü'ye uçarak ve "Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu" önerisi getirerek bu formülün biraz daha ileri başka bir şeklini tatbikata koymaya çalıştı. Bazen pakt olarak da adlandırılan platformun ana fikri, üç Güney Kafkasya devletini, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbeycanı, Türkiye ve Rusya ile bir araya getirmek ve çatışmaları kendi içlerinde çözme imkanı bulmaktır.

 

Fikir çekici duruyor ancak başarılı olmayacaktır. Bu tür paktlar ancak tüm üyeler istikrarı ve iyi ilişkileri, çıkarlarının üzerine koyduğu takdirde işe yarar. Eğer bildiğimiz bir şey varsa o da Kafkasya'da istikrar sağlanması hususunda fikri birliğin olmadığıdır. Rusya, paktın bir diğer sözde üyesi yani Gürcistan pahasına Kafkasya'daki statükoyu yere çalmada hâlihazırda hesaplı ve başarılı bir çaba sergiledi. Dahası, Rusya'nın savaş gâyesi, Kafkaslardaki güç dengesini değiştirmenin ötesine geçmektedir yani Avrasya'daki başat konumunu onarmayı ve ABD ve AB ile olan ilişkilerini yeniden yapılandırmayı istemektedir. Abhazya ve Güney Osetya, Kafkaslardan daha büyük bir oyunda yer alan piyonlardır. Karşılıklı olarak tatminkar bir anlaşmaya varabilmeleri için Rusya ve Gürcistan'ın ihtiyaç duyduğu, diplomatların -gerçeküstü olanın sınırlarında - buluşacağı yakın mesafedeki tarafsız bir mahaldir. Belki de bu yüzden Erdoğan'ın istikrar paktı çağrısına kısa bir günah çıkarmayla yanıt verdi Rusya basını ve onun ziyaretini Güney Osetya meselesinde Rusya'ya verilmiş bir destek olarak yorumladı. Türk diplomasisinin en parlak anı değildi.

 

Azerbeycan bir diğer Kafkasya devletidir ve bir süredir statüskodan yoğun olarak şikayetçidir. Bakü, geçen aylarda, statüskoyu gözden geçirebileceğine dair inceden inceye gözdağı veriyordu. Azerbeycan Cumhuriyeti'nin içindeki Ermeni yerleşim bölgesi Nagarno-Karabağ üzerinde Ermenistan'la yaptığı savaşın sonucundan hoşnutsuz Azerbeycan. Karabağ savaşı 1988 yılında başladı ki Sovyetler Birliği halen mevcuttu ve yaklaşık altı yıl sonra 1994 yılında ateşkesle sona erdi. Savaşın sonucunda Bakü'nün elinden sadece Karabağ bölgesi çıkmakla kalmadı; Ermeni kuvvetleri Azerbeycan topraklarının kabaca yüzde 15'lik bir kesimini işgal etti ve de buralarda yaşayan yaklaşık 800.000 kişiyi sürgün etti.

 

Bakü, diplomatik tedbirlerle eski durumu bugüne iade etmeyi o zamandan beri başaramadı. Ancak petrol sanayisindeki yabancı yatırımlara şükretmeli; böylece bir miktar servet biriktirebildi ve bu serveti ordusunu güçlendirmek için kullandı. Azerbeycan ordusunun Ermeni kuvvetlerini mağlup etme, dışarı sürme ve Karabağ ve işgal edilmiş toprakları tekrar Bakü'ye bağlamaya muktedir olup olmadığı hiçbir şekilde açık değil ancak Azeriler arasında engellendikleri hissinin hâkim kılınması, şanslarını denemeye sevkedebilir.

 

Türkiye ve Ermenistan, statüskonun korunmasında çıkarı olan iki Kafkasya devletidir. Ermeniler - tanınmamış Nagarno-Karabağ Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti - Karabağ savaşını kazandılar ve kazanımlarını ellerinde tutmak istiyorlar. Nagarno-Karabağ Cumhuriyeti'nin fiili bağımsızlığını Azerbeycan'ın ve de dünya'nın tanımasını istiyorlar (ya Ermenistan Cumhuriyeti'nin parçası olarak ya da ayrı bir cumhuriyet olarak).

 

Ermenistan, ilave olarak, Ermenilerin işgal ettiği Azerbeycan topraklarından çekilmesi karşılığında Türkiye'nin 1993 yılında uygulamaya koyduğu ablukayı kaldırmasını istiyor. Abluka, kara ile çevrili Ermenistan'ın ekonomik kalkınmasının sarsıntı geçirmesine ve dış dünya'yla bağlantı kurması için Gürcistan ve İran güzergâhlarına bağımlı kalmasına yol açtı. Rus işgalinin Gürcistan limanlarında, demiryolları ve karayollarında yarattığı kesinti, Ermenistan ekonomisini zora soktu ( İronik olan, Türk malları en çok ithal edilen emtiaydı ve bu yollardan ithal ediliyordu) ve Ermenistan'ın tecrit ve savunmasızlığının altını çizdi. Aslında Türkiye ile ilişkisinin olmaması sebebiyle Ermenistan'ın Rusya'ya aşırı şekilde bağımlı kaldığı son savaştan önce bile son derece açıktı ki egemenlik iddiasındaki bir devlet için sağlıksız bir durumdur (doğrusu, Ermenistanı arka cebine çoktan koymuş olan Rusya'nın Ermenileri Karabağ'dan vazgeçmeye zorlayarak Azerbeycanı kendi tarafına çekmeye çalışacağı tahayyül edilebilir).

 

Türkiye, Soğuk Savaş'ın bitişinden bu yana Rus gücünün geri çekilmesinden çeşitli şekillerde menfaatlendi ve savaş öncesinde Kafkasya'daki gidişattan tatminkâr olması için çeşitli sebepleri vardı. Tek istisnası Ermenistan'la olan ilişkileriydi. 1991 'de Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk birkaç ülkeden biri olmasına rağmen iki ülke arasında ilişki kurulmadı. Çekişmelerden birisi Ermenistan'ın Türkiye Cumhuriyeti topraklarında hak iddia etmediğini kesin bir şekilde açıklaması yönünde Türkiye'nin ısrarıydı. Bir diğeri ise Ermenistan'ın, Osmanlı Ermenilerinin I.Dünya Savaşı sırası ve sonrasında soykırım şeklinde katledildiklerini ve Anadolu'dan sürgün edildiklerini Türkiye'nin tanımasında ısrar etmesiydi. Bir üçüncüsü ise Türkiye'nin, Ermenistan'dan işgal ettiği Azerbeycan topraklarını terk etmesi talebiydi.

 

Dördüncü bir başka mesele elbette ki ablukaydı. Ermeni saldırganlığının kurbanı olduğunu düşünen Azerbeycan ablukaya minnettarlık duysa da, kabadayılık eden "Korkunç Türk" klişesini güçlendirerek Türkiye'nin dünyadaki imajına zarar verdi. Bu, Türklerin hassaten usandırıcı buldukları bir şey - Azeriler için sakıncası yok- hele ki Ermeniler savaşta zaptettikleri toprakları işgal altında tutarken. Türkiye'nin Azerbeycana verdiği destek, Osmanlı Ermenilerinin 1915'deki kitlesel ölümlerini soykırım olarak tanımaları için diaspora'daki Ermeni grupların, yasama organları nezdinde dünya çapındaki lobi faaliyetlerine karşı koyan Türk çabalarını zayıflattı. Bazı Türk yetkililer, Ermenistan sınırlarını açmanın bu tür çabaları etkin bir şekilde engelleyeceğine inanıyorlar.

 

Türkiye'nin sınırlarını açması yönünde bir başka teşvik de ekonomi. Türkiye'nin doğusu tecrit halinde; pazarlardan uzak ve az gelişmişlik hâkim. Ermenistan sınırlarının açılması, sınır ticaretini başlatacak ve yerel ekonominin canlanmasına neden olacaktır. Hazar'dan uzanan petrol ve doğal gaz boru hatları için daha iyi güzergâh seçenekleri yaratacağı gibi Hazara ve ötesine ihracat koridorları da açacak yani Türkiye ekonomisi için de nimet olacaktır.

 

Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, belki de Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasındaki kilidi açma niyetiyle jest yaparak, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü Türkiye-Ermenistan arasındaki maçı izlemek üzere 6 Eylül'de Yerevan'a davet etti. Bazı Türkler Abdullah Gül'ün bölge diplomasisinde büyük bir eksen kaymasını başlatmak için bu fırsatı kullanacağı ümidini taşıyorlar. Gül henüz söz vermedi. Şayet giderse yalnız Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde değil ağır ve aşırı derecede ihtiyatlı ilerleme geleneğine sahip ve fırsatların kayıp gitmesine neden olan Türk diplomasisinde genel mânâda büyük bir değişimin nişânesi olacaktır

 

Rus kuvvetleri şimdi Gürcistan'da..,hem Türkiye hem de Ermenistan (ve de Azerbeycan) farklılıklarının üstesinden gelebilecekleri ve toplumları için daha güvenli ve daha müreffeh bir geleceği hedefleyen bir yol haritası fırsatını herhalde ıskaladılar. Rus devleti, ister Çar ister Sovyet isterse de çağdaş formları olsun, rakiplerini zayıf düşürmek için sınırlarındaki etnik ve diğer fay hatlarını manipüle etmede hatırı sayılır bir yeteneği olduğunu ispatladı. Diğerlerinin yanısıra yukarıda andığımız tüm çatışmaların (Türkiye-Ermenistan; Azeri-Ermeni; Osetya-Gürcistan ve Abhazya-Gürcistan) ortaya çıkmasında Rusya'nın dahli olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır. Bu çatışmaları Rusya'nın icat ettiğini söylemek değil bu. Bunu söylemesi çok zordur. Rusya bu çatışmaları çevrelemek ve çözüme kavuşturmak için zaman zaman hatırı sayılır derecede çaba sarfetti. Fakat Rusya bu çatışmaların uzağındaki bir güç değildir ve mahrem bir âşinalığı vardır- öyle bir âşinalık ki kendi avantajına kullanabilir; kullanmıştır ve kullanacaktır.

 

Kuvvet, izafidir. Rakibin üstesinden gelme yöntemi olarak potansiyel rakibin iç bütünlüğünü ve gücünü tüketmek, kendi kuvvetini artırmaktan daha etkin ve çoğu kez daha kullanışlıdır. Rusya'nın Kafkaslarda istismar edebileceği daha bir çok çatlaklar var. Türk-Ermeni-Azerbeycan arasındaki çatlak kolayca istismar edilebilecektir. Tarih, hafıza ve kültür gibi nedenlerden dolayı bu toplumların tümü birbirleriyle derin çatışma halinde. Havayı zehirlemek için düğmeyi bulmak ve basmak ve uzlaşmaya giden herhangi bir hamleyi akamete uğratmak zor değildir.

 

Rusya, Ermenistan üzerinde muazzam bir nüfuz sahibidir; Azerbeycan üzerinde de hatırı sayılır derecede nüfuzu var. Türkiye de Rus baskısına mâruz kalabilir. Türk işadamları, Rus gümrüklerinde artan kontrollerden dolayı şimdiden sıkıntı çekmeye başladılar ki bu durum Türk ihracatına zarar veriyor; böylesi sıkı kontrollerin Rusya'ya karşı ABD ile yakın işbirliği yapmaktan sakınması mesajını verme amacını taşıyıp taşımadığı merak ediliyor.

 

Türkiye, Ermenistan ve Azerbeycanı sürüp giden bir anlaşmazlık içinde tutmak - Kafkas komşularının güç ve seçeneklerini etkisizleştirerek, onları bağımlı kılarak ve Kafkasya'nın alternatif bir enerji ve ticaret koridoru olmasını engelleyerek - Rusya'ya hizmet eder. Bu ülkelerin herbirinde çeşitli yurt içi çıkarlara da hizmet eder. Fakat ilerideki kalkınma seçeneklerinden yoksun bırakma hali müstesna.bu toplumlar adına bir çivi çakmaz.

 

Rusya'nın Gürcistanı mağlup etmesi, Kafkaslar'daki hegemonyasını yeniden tesis etmesini sağlayacak mı belli değil ancak Moskova'nın bölgesel yağmacı rolünü oynama kabiliyetini artıracaktır. Bir çok Türk ve Ermeni, ülkelerinin yakın ilişkiler tesis etmesinin yerindeliği hakkında şüphe beslemekle beraber her iki ulusun devlet ve toplumlarında önemli seçmenler var ki bağların iyileşmesinin çok çeşitli faydalar getireceğine inanıyorlar. Karşılaştıkları güçlük, ilişkilerin iyileştirilmesinin aslında tasavvur edilebilir olduğuna diğerlerini de ikna etmek. Gül ve Sarkisyan bu Eylül'de görüşseler ve devletlerinin, Azerbeycanla birlikte, farklılıkların üstesinden gelme niyeti taşıdıklarını ilan etseler, sözlerinin hakiki bir etkisi olacaktır.

 

Türkiye, daha büyük, daha kıdemli, daha müesses ve daha güçlü devlettir ve uzlaşma seyrine öncülük etmeye daha uygun adaydır. Ancak muhtemel değil. Rusya'nın Gürcistan içlerine girmesi ve Kafkasya'nın bir kez daha Büyük Güçlerin yüzleştikleri harekât sahasına dönmesiyle birlikte zaman gitgide tükeniyor. Cüretkârlık gerekli. Moskova, emperyal çöküşünden bahtın cüretkâr olandan yana olduğu dersini alırken Ankara, Osmanlı tecrübesinden aşrı tedbir cesaretten evlâdır dersini aldı.

 

Kaynak: Dünya Bülteni

Kavkaz Center


M.Udugov: ''Güney Kafkasya'da güvenliğin anahtarı, Kuzey Kafkasya'da saklı''
İnguşetya'daki olaylar Moskova'nın kontrolunun dışına çıkıyor
Kafkasya'yı parçalamak, Kafkasya'yı birleştirmek!
Ruslar Çeçensiz bir Çeçenistan'ın hayalini kuruyorlar
Onlar bu dünyadan temiz olarak gitti
İnguşetya ikinci Çeçenya olma yolunda...
Emir Abdulmecid şehid düştü
6 Eylül 1991 tarihinde Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti'nin bağımsızlık günü ilan edilmişti
Türkiye'nin Kafkas sıkıntısı
Ramazan; zafer ve değişim ayı
Bir mücahidle sohbet
Sıcak odalardan karlı Kafkas dağları görünür mü?
Emir Hüseyin: ''Tüm mücahitler Emir Dokka'nın Kafkasya Emirliği ile ilgili kararından memnun''
Cemaat ''Şeriat'' radyo Liberty'nin sorularını cevaplıyor
Ayırdedici gün!